O Adam…

O Adam…

O adam,

Bir Eylül gecesi çıkageldi. Beraberinde taşıdığı yağmur düştü üstüme usulcacık. Yorgunluktan öte bitkin, yılgındı hayattan.

Cesur biriydi, korkusuz ve gözü pek. Yanında olmak bile başlı başına huzur kaynağıydı.

Mahrem gözlerden ırak, yüreğimin elverdiğince ona yöneliyordum. Önceki aşklardan yaralıydım, bitap düşen benliğimi ilk o gördü.

O adam, beraberinde yalnızlığı da getirdi.

Derde deva, ruha ilaç gibiydi sözleri. Kelimelerinde bulabilirdim, çocukluğumda kaybettiğimi sandığım cesareti.

Koca bir çınardı sanki, geniş dalları arasında saklanmak, güvenli gölgesinde uzanıp şarkılar söylemek gelirdi içimden.

O adam, ne demişti?

‘Seni seviyorum Sonbaharım’

Evet, aylardan Eylül, mevsim Sonbahardı.

Henüz ikimizde uyanıktık, bedenlerimiz ise sıcacık. Bulut kadar hafif, kumsal kadar yakıcıydı. Sabahın olmasını, odaya dalan güneş huzmelerini görmezden gelmiştik. Tutkumuzla ısınan yatak sonumuz olabilirdi, gocunmazdık.

Yeter ki sussaydı vicdanımız, bir fazla sarılabilseydik birbirimize.

Dudaklarımız ayrılmadan nefes alabilirdik, aramazdık yazın sıcağını, kışın soğuğunu. İçimizde yananlar ocaklar kâfiydi ayaza.

O adam,

Çok uzak iklimlerden gelmişti bana. Yaralarınız kalbinin arkasında, yabancı gözlerden uzak yerde saklardı. Miladı dolmuş hüzünlerin yasını tuttuğunu bilirdim, fakat soramazdım.

Korkardım, ağlamasından. Ondan düşecek tek bir damla yaş, bilirdim ki benim yüreğime taş olurdu.

Saklayamazdım.

Bende kalamayacağını hissediyordum, bile bile ladesti benimkisi. Yine de vazgeçemezdim bende uyandırdığın duygulardan, iliklerime kadar yaşadığımı hissettirmiştin bana.

Seninle paylaştığımız anlardan en kıymetlisi, beni dansa kaldırdığın o andı.

Kolların ilk defa dolanıyordu bedenime, sıcaklığına ilk elden şahit oluyordum. Kokun içime çekebileceğim mesafede, başım boynunla omuzun arasındaki, o nadide yerde gizleniyordu.

Konuşmadık, ta ki nefesin saçlarımın tepesinde kalp gibi atmaya başlayana, dudakların boynuma değinceye dek.

‘Üşüyor musun?” diye sordun.

Kollarının arasında, kara kışa tutulmuş gibi titrerken.

Asla üşümezdim, yanımda sen oldukça. Nitekim yalan söylemeyi seçtim.

‘Evet, lütfen beni ısıt’ dedim zayıf sesimle, iyice sana sokulurken.

Niyetim daha çok yanmaktı ateşinde.

Leylak rengi, mutlu günlerin çabuk biteceğini, hasrete maruz kalacağımızı bilseydim; dudakların dudaklarımda sonsuz uykuya dalmayı dilerdim.

Oysa beni ayrılığa hazırlamak için çok uğraşmıştın, üzgünüm seni yine yanılttım. Hazır değildim, sensizlikte çekilmez biri çıkıyordu karşıma. Bir insan nasıl tahammül edemez yaratılışına, nasıl inkâra girişir hamurunu bile bile!

O adam,

Bir avucunda karı eritip, güneşi gümüş bir kadehe koyarak sundu önüme.

Kötü günlerin arasına gizlenmiş, yıkıldığım anda beni ayağa kaldıracak dirayetim gibiydi. Bana bir baktı mı, tepeden tırnağa, gözleriyle kutsanır, nefesiyle yıkanır, kokusuyla avunurdum.

Dizleri arasında oturduğumda gözlerimi kapatır, onunla bir geleceğin hayaline dalmaktan zevk duyardım. İki oda bir salondan oluşan evimiz, duvarlar arasında onu özlemeyeceğim kadar küçük ve şirin olmalıydı. Nereye dönersem döneyim onu görebilmeli, nelerle uğraştığını âşık gözlerimle takip etmeliydim.

Çocuklar. Evet, çocuklarımız olmalıydı.

Babalarından almalıydılar tüm huylarını, aynı adamı binlerce farklı duyguyla sevmeliydim çocuklarımızda. Şömine karşısında uzanmak gibi lüks istekler olmaksızın, ince belli iki çay bardağına sarılmalıydı parmaklarımız, bir metrekarelik yatağımızda koyun koyuna yatmalıydık.

Birden bire ayrılık rüzgârı esmemeliydi üstümüzde.

O adam,

Kalacağına teminat vermeden sevmişti beni.

Yalan dolan, saçma sapan dedikoduları öne sürmeden, elinden ve yüreğinden geldiğince hoşgörüyle severdi. Onu tanımadan önce tahmin bile edemezdim, birini böylesine tutkuyla, canım yanarak, ölüm korkusuna kapılmadan sevebileceğimi.

Pişmanlığım yok.

Fani ömrümde tadabileceğim tüm güzelliklere onun sayesinde şahit oldum.

‘Yapabilirsen yüzümü unut ama birlikte geçirdiğimiz şu vakitleri unutma. Sana emanet edeceğim, arkamda bırakacağım tek şey o güzel anılar olacak. Sımsıkı sarılmanı istiyorum onlara,

dayanamadığını düşündüğünde, özlemim dert olursa yüreğine, mutluluğumuzu hatırla. Bir şey daha var unutmaman gereken; yıldızlar ne zaman gökyüzündeki yerini alsa bil ki seni düşlüyor olacağım.’

O adam,

Benim en sancılı günlerimin ilacı,

Aralıksız kâbuslarımın uyanışları,

Engebelerle dolu yollarımın düzlüğü,

Kalbimin yaratılış nedeni,

O adam,

Geleceğimin efendisi.

Biliyorum, gittiği zorlu görevlerden bana koşarak geri dönecek.

Beklediğimi, bekleyeceğime duyduğu inançla gelecek.

-SEMRA ŞENOL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir