Uğultulu Tepeler- Emily Bronte

İngiliz edebiyatın da kült haline gelmiş Uğultulu Tepeler klasikler arasında girmiş, Emily Bronte’ye ait ilk ve tek kitabıdır.  Yazar ve şair olan Emily Bronte, Charlotte Brontë’nin en küçük kız kardeşidir.  1818-1848 yılları arasında yaşayan yazar, dönemin kadınlara karşı olan tutumuna karşı yazdığı şiirler Ellis Bell mahlasıyla yayınlamıştır.

Uğultulu Tepeleri 1847 yılında üç citlik bir serisinin iki cildi olarak yayınlanan kitabın son cildi kardeşi Anne tarafından yazılan “Agnes Grey” ile tamamlanmıştır.

Dönemin zor şartları ve sağlık problemleri nedeniyle 1848 de tüberkülozdan vefat eden Emily Bronte’nin tek romanı olan Uğultulu Tepeler ablası Charlotte Bronte tarafından düzenlenmiştir.  1850 de düzenlenerek basına hazırlanan ve Emily Bronte adıyla tek bir cilt olarak yayımlanmıştır.

İngiliz Edebiyatı klasiği haline gelen ve Dünya da bir çok okur tarafından beğenilerek okunan Uğultulu Tepeler’den sizler için en güzel altınları derledik.  Yazarın naif, düşsel kurgusuna hayranlık duyacağınız notlar sayesinde kitabı bir kez daha okumak isteyebilirsiniz.

“Hiç kitabınız yok mu?” dedim. “Burada kitap olmadan nasıl yaşıyorsunuz, diye sorabilir miyim? Doğruyu söylemek gerekirse, kitaplarımı elimden alsalar çıldırırım.”

”… o kendisini ne kadar sevdiğimi hiç bilmeyecek; hem onu yakışıklı filan diye sevmiyorum, Nelly; benden daha çok bana benziyor da, onun için seviyorum. Ruhlarımız her neden yoğrulmuşsa, ikimizinki de aynı. Linton’ınki ise, ay ışığının şimşekten, buzun ateşten ayrı olduğu kadar bizimkinden ayrı.’

“Hem sana hem de kibrine bir oda bulundu sonunda bu evde. Şu oda boş, kibrinle birlikte yerleşebilirsin.”

“Ona olan aşkımı ‘asla sözcüklere dökememiştim,’ ama eğer bakışlarında bir dili varsa, dünyanın en aptal insanı bile onun için deli divane olduğumu anlayabilirdi.”

“İnsanı insan yapan, yüzüne güzellik katan ve onu sevdiren tek şey kalbinin temizliğidir. Yoksa hepimiz aynıyız, etten ve kemikten oluşmuş bedenleriz.”

“Birini öldürmek için ne tuhaf bir yöntemdi bu! Catherine tam on sekiz yıl beni boş bir ümit peşinde koşturarak aldatmış, beni santim santim değil, milim milim öldürmüştü!”

Heathcliff’in nasıl bir adam olduğunu ona anlat: ..karaçalılarla, kayalarla kaplı, çorak bir bozkır. Ha sana, ‘Gönlünü ona ver,’ demişim, ha şu minik kanaryayı bir kış günü bahçeye bırakmışım, hepsi bir.

Bunu anlamadığımı sanarak kendini oyalıyorsan, çok budalasın demektir. Tatlı sözlerle teselli bulacağımı sanıyorsan da çok aptalsın demektir. Öcümü almadan acımı içime atacağımı düşünüyorsan, bu inancını kısa zamanda boşa çıkaracağımı da bilmiş ol. 

“Kötü insanları cezalandırmak Tanrının işidir; bize düşen ise onları affetmektir.”

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir