Yaz Gelecek, Sen Geleceksin…

Yaz Gelecek, Sen Geleceksin…

Yalnızlığa kucak açan en değerli varlığım, sana anlatacak bir hikâyem var dinler misin?

Meraklanma canını sıkmak değil derdim, bize ayrılan son saatleri anlamlı kılmak niyetiyle uzatıyorum lafımı.

Kırgınlığın çiçek açtığı diyarlardan, gelinciklerin hafif meltemlerde salındığı, yeşil tepelerin tomurcuğa durduğu vakitlerden bahsedeceğim.

Üzülmeyeceksin beni dinlerken, gözlerinin önüne begonvilleri sereceğim cömertçe.

Çıplak ayaklarımızın altında hissettiğimiz kumsalın ılık, tuz kokan maviliğini, martıların hep bir ağızdan tutturduğu melodiyi mırıldanacağım.

Yediverenlerin ilkbaharı selamlaması gibi, akşamsefalarında dilden dile aktarılan tatlı mahalle sohbetlerinden mısralar fısıldayacağım kulağına.

Tan ağarırken, ufkun tozpembe ile kaynaşan turuncusunu izleyeceğiz seninle, başın omuzda dinlenirken. Bunlar son saatlerimiz, kıymeti bilmeli.

Son tren istasyondan kalkmadan, penceresinden küçük çocukların elleri sallanmadan evvel bitirmeliyiz yarım kalanlarımızı.

Saçlarına yıldızlardan hale takmak istemiştim hep, yakamozların gece ışıltısını avuçlarının arasına bırakmak. Yeni doğan güne bir kez daha seninle uyanmak, çehrene sayısız öpücükler kondurmak.

Birazdan doğacak güneş, içtenlikle karşılayacak yüzün sıcaklığını. Ben yine sarılmak isteğiyle uzatacağım kollarımı sana, mavilere dalacak bakışlarımız.

Deniz fenerinin altında son bir sigara yakacağım, bırak şu mereti diye son bir ikaz da bulanacaksın. Bende küskün, uslanmaz bir bebek gibi omzumu silkeleyeceğim.

Kızmak istesen de güleceksin halime, saçlarını dağıtan poyraza da şikâyet edeceksin beni.

En çokta bu masum halini özleyeceğim, burnumda tütecek yarı kızgın söylenmelerin. Bir telefon yakınlığında ayrı yollara dağılacağız, akıp giden zamanı kesemizden eksilteceğiz.

Ta ki bir gün yeniden sarılacağımız o güne, sayfa sayfa mektuplar karalayacağız. Küçük bir sahil kasabasında bekliyor olacağım seni. İskelede birbirimize doğru koşarken ağlamaklı güleceğiz, kollarımda döndüreceğim gelişini.

Yazları iple çekeceğim, gelecek sen olduktan sonra. Rakıyı buzsuz, gönlümü huzursuz tüketeceğim kışları, kumdan kalelere dokunmayacağım.

Kırlangıçların sırtında geleceğin güz dönümünde, arkamda saklayacağım hüznümün burukluğunu. Başın yine omzumda sökecek şafak, bir yaz daha geçecek bizle beraber.

Bu son saatlerimiz, ayaza düşecek sevgimizin kehaneti. İki mevsimi devirmeden buluşacağız, hasret sırtımızda.

Burçak tarlalarında öpeceğim seni, bereketle geleceksin. Yağmur dualarını aratmayacaksın iklimime, ışık saçan dudaklarından dinleyeceğim yanık türkülerimi.

Yaz gelecek, sen geleceksin.

Kış uykusundan uyanacak doğa, fırtınalar dinecek dalgalı limanlarda. Yeşilin tonlarına boyayacaksın adımlarını, bense mavilerimi sarıp karşılayacağım seni.

Güverteden sarkan bedenine, uçmak üzere olan hasır şapkana özeneceğim.

Kışın örttüğü kasveti kaldıracaksın,

Bir gülüşüne sığacak tüm yazlar…

 

-Semra Şenol

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir